Başkandan Mesaj

BAŞKANIN HAYVAN DOSTLARINA MESAJI

         Hayvan sevgisi ve hayvanları koruma duygusu bir eğlence, bir özenti, bir heves değil vicdani bir sorgulamanın doğru yanıtıdır. Hayvan sevgisi aklın etik değerleri içtenlikle benimsemiş olduğunun bir göstergesidir. Hayvanları koruma duygusu; aklın merhameti, sevgiyi ve şefkati seçtiğinin, insancıl davranışları özümsediğinin bir kanıtıdır. İnsancıl duygu ve davranışlar ise çağdaş uygarlık kavramının özüdür.

        Hayvanlar da tıpkı insanlar gibi acı çeker, korkar, üşür, acıkır ve susarlar. Özellikle kedi ve köpekler öylesine duygusal ve sevgi dolu olurlar ki sahiplerini kaybettiklerinde bazıları üzüntüden yemek-içmekten kesilir, kendilerini ölüme sürüklerler.

        Hayvanlar yaşam ortamlarında ve doğada birbirleri ile hakları konusunda çatışmazlar. Doğa kanunlarına boyun eğerek yaşamak zorundadırlar ve bunun sonucunda kimi erken ölür kimi daha uzun yaşar .Büyük balığın küçük balığı yutması, aç kalan aslanın ceylanı avlaması doğadaki yaşamın, doğa kanunlarının kaçınılmaz sonucudur.

       Hayvanlar için asıl tehlike; doğanın emretmediği ölümler, acılar, soykırımlar insanlardan geldi. İnsanlar onları ya kürkü ya postu ya derisi ya dişleri ya da boynuzu için vurdu. Böylece ilkel bir lüks, gereksiz bir gösteriş hevesinin yarattığı “ticari pazar” için timsahlar derilerinin, filler dişlerinin, gergedanlar boynuzlarının, tilkiler, kaplanlar ve foklar kürklerinin, balinalar yağlarının kurbanı oldular. İnsanlar kuşlardan ayılara, ceylanlara, tavşanlara kadar doğanın tüm canlılarına nişan aldı; eğlence için avladı, para için vurdu, tuzaklar kurup işkenceyle yakaladı. Çeşit çeşit öldürücü araç ve gereç yapma becerisine sahip insanoğlu karşısında hayvanlar; bilim ve teknoloji geliştikçe, para kazanma hırsı arttıkça daha da çaresiz duruma düştüler.

      İnsanoğlunun gözünde hayvanlar yalnızca iki amaç için yaratılmışlardı: ya ticari bir “mal” gibi bunların üzerinden para kazanılmalı ya da insanların elinde bir tür oyuncak olmalıydılar!.. Sirkler, hayvanat bahçeleri, hayvan satış mağazaları, deney laboratuvarları hep doğal ortamından koparılmış bir canlının, kendisini bir ticaret çarkının dişlilerine kaptırdığı işkence odaklarıdır.

      Hayvanlar, insanların kumar tutkusunun kamçıladığı acımasız eğlencelerin de kurbanı oldular: Köpek dövüşleri, horoz dövüşleri, boğa güreşleri, deve güreşleri, at yarışları, tazı yarışları gibi ilkel eğlencelerden insanlar zevk alırken hayvanlar kendilerinden istenileni yapmak için acılar içinde, yaralarından kanlar aka aka ölümleri pahasına dövüşürler, yarışırlar, savaşırlar…

       Yeryüzünde uygarlık düzeyi yükseldikçe hayvanların çaresizliğine isyan eden sesler de yükselmeye başlamıştı. Kendi hakları için insanların karşısına dikilemeyen hayvanların haklarını, insanlardan koparıp almak gene insanlara düşüyordu. 1823, 1824 yıllarında İngiltere’de, Avusturya’da hayvanları koruma derneklerinin temelleri atılmaya başlamıştı. Uluslararası “Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi” ise 15 Ekim 1978’de Paris’te ilan edildi. Bu bildirge ile hayvanlar gene de kurtarılmış değillerdi ama böylece bu canlılara karşı insanların bazı vicdani sorumlulukları olduğuna dikkat çekiliyordu.

        İslam dini, insanların hayvanlara nasıl davranması gerektiğini ve hayvanların haklarını Paris Bildirgesi’nden yüzlerce yıl önce buyurmuştu. Peygamberimiz Hz. Muhammed hazretleri : “Bir kişi haklı neden olmadan bir serçeyi veya daha küçüğünü bile öldürürse Allah’a hesap verecektir” demiştir. Haklı nedenleri de şöyle açıklamıştır: “Hayvanlar ancak yemek için öldürülebilir. Bunun dışında hayvanların öldürülüp atılması günahtır.”

       Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 10.Maddesi de aynen öyledir: “Zorunluluk olmaksızın bir hayvanın öldürülmesi yaşama karşı bir suçtur”.

       Peygamberimiz hayvanların birbirleri ile dövüştürülmelerini, hayvanlara nişan alarak atış talimleri yapılmasını, hayvanları aç ve susuz bırakmayı da yasaklamıştı. Bütün hayvanların yaşam önünde eşit doğduklarını ve aynı “ var olma” hakkına sahip bulunduklarını belirten Paris Bildirgesi, hayvanların haklarının da insanlarınki gibi yasayla korunması gerektiğini savunur.

       Giderek her değerin maddi çıkarlara göre ölçüldüğünü gördüğümüz bu Dünya’da insanoğlu kendisine çıkar sağlayacak başka yollar bulmaya ve daha çok kazanmaya yönelecektir. Bu yollardan bazıları da mutlaka gene hayvanları hedef alacaktır. Aklımıza gelmeyecek hayvan istismarları ile karşılaşacağız; çünkü hayvanlar kolaylıkla istismar edebilecekleri çaresiz, savunmasız ve korumasız bir canlı topluluğudur. Maddi çıkarlar söz konusu olduğunda tüm yeryüzünde yasaların müsamahakar davrandığını, dinlerin bile yetersiz kaldığını görüyoruz.

       Bizler hayvanların korunması ve hak ettikleri yaşama kavuşması için yıllardır sürdürdüğümüz savaşa tabii ki devam edeceğiz. Ne var ki insanoğlu insancıl duygularla donatılmış olarak ileri bir uygarlık düzeyine ulaştığında ancak, tüm hayvanlar kurtulmuş olacaklar.

Sevgi ve saygılarımla

        YÖNETİM KURULU BAŞKANI 

                CENGİZ  GAZCI